some remarks

My photo
Ankara, Turkey
I'm just a sociologist astonished by the marvelous sense of humor of the universe! So, why not be a bad hat?

Thursday, January 27, 2011

Catchy remark

Sometimes a song catches you and you cannot get rid of its playing in your ears. Germans call that Ohrwurm (catchy tune). It's totally ridiculous, but the closing song of Lucky Luke has been playing in my head for hours. I think it's because I read too much about Muslim immigrants in Germany, or I have a hidden homesick that caught me by coming out from my childhood's Saturday morning TV-broadcasts. But why a cowboy theme? It could be very well a song from Sesame Street that I would enjoy more, for sure. A psychologist (a close friend of mines, faceka) told me once that I should listen the whole song to stop this or find another annoying tune. I discovered another way: sharing :o)

Lucky Luke - Poor Lonesome Cowboy   


Saturday, January 22, 2011

lullaby - Adorno olsa ne yapardı?

Arada "ya da sktret boş ver bırak" diyorum. Sonra da bırakırsam vicdan azabı beni bi ömür bırakmaz diyorum. Ama kalp krizi ya da kanser diyorum, içtiğim tütün yediğim zaman... İyi de boşa içtiğin tütünü ve boşa yediğin zamanı düşündükçe içeceğim tütün beni yine öldürür ki diyorum. Omurgam diyorum, söküp çıkartsam mı? Akıl denge kaybında, şasisi kaymış beynimle zaten nereye kadar giderim ki diyorum. Ya da sktret boş ver kalk gidelim diyorum Charlie, sen ne diyorsun? Bırak Hoca atsın voltasını, Foucault içsin şarabını baksın ordan ukala ukala "olmuyor olmuyor" diye bağırsın. Biz gidelim.

Ama sonra "o" geliyor gözümün önüne, ne kadar gurur duyardı diyorum, Habermas'ı Foucault'yu Almanca okumamla, hele Hölderlin'i ve Heidegger'i... "Tek yapman gereken okumak. Şarabını müziğini açıp okumak. Belki Radiohead..." demişti. In Rainbows da yeni çıkmıştı internette free download'daydı. Akşam bir şişe Yakut alıp yeni albüm eşliğinde Adorno okumaya başlamıştım. "Adorno'yu anlamak için, Adorno olmak için tek yapman gereken okumak. Sonra birgün bakacaksın ki anlamaya başlamışsın. Adorno da bıkmadan usanmadan okudu" demişti :o) Okuyorum hocam, artık anlıyorum da. Adorno olacak kadar olmasa da henüz, anlıyorum artık. Ama artık siz beni duyamazsınız. Yalnız kalınca böyle oluyormuş hocam, bir odada, öldüğünüze inanamadan, tek başına ağlayınca, bi yere haykırmak istiyormuş insan. Scarlett olamadım bu sefer, "I'll think about that tomorrow" işlemedi. Bir yandan tez yazıp bir yandan burun çekip ağlamak... "artık anlıyorum hocam" desem de burda sanal çöplükten öteye sesimin gidemeyeceğini bilmek, size ulaşamayacak olmak...
 "ben iyi değilim" diye uyarmış olsanız da ben hiç inanmadım ki...

Yetişirim sanmıştım, kuşanıp gelip, "benden birşey olacak galiba" demeye yetişirim sanmıştım. Kesin diyemezdim, yine karşısında küçük kız çocuğu gibi, hani aşıktır uzaktan yakınına gelince iki kelime birleşmez kafasında, öyle bir kız çocuğu olurdum yine. Der Begriff der Zeit demeye yine yetmezdi hayranlıktan tutulan dilim. Sahilden deniz kabuğu bulup getirir ya çocuklar, hani güzeldir renkleri, daha kitsch'leşmemiştir deniz kabuğu o yaştaki çocuk için. Bırakır önüne anne babanın "bak ben ne buldum" der. Koca sahilde eşelemiş bulmuştur onları. "Minicik halimle, kocaman sahilden, ben, tek başına buldum bunları" gururuyla bakar. Anne baba, yüksek merci o yaşta, der ya "ooo ne kadar güzel bunlar". Bilirler oysa ki en bayağı dekor malzemesidir deniz kabuğu, ama yine de beğenirler, gururunu okşarlar. Dev sahildeki minicik ellerini takdir ederler. Ben sahili kazıp daha güzellerini bulmaya çalışırken, bilemedim ki dönüp baktığımda bıraktığım yerde olamayacağını. Ben de "bak Berlin'de bunları buldum" demek için çalacaktım kapısını. Tezimi yazdım, Almanca'mı ilerlettim, Senato'da staj yaptım, ne konserler izledim... Müzik... Nord Sea Jazz Festivali'ni, Raster Noton'u anlatacaktım. National Gallery'i, Ramones müzesini...

Der Begriff der Zeit... ne kadar manidar şimdi değil mi? Şimdi... Gidemeyiz be Charlie. O kadar inanmıştı ki bana... "çok başarılı olacaksın, ben inanıyorum" demişti yolcu ederken. Koca kumsalda küçücük kalan ellerime inandı. Farkında bile değildi belki, zerafetine ve aklına hayranlığımın, aşkımın. Hiç inanmadım ki öleceğine. Bunca varoluştan ölümlülükten okurken hayatı, inanmadım ki zamanda olanların zamanın dışına düşebileceğine. Döndüğümde yine deri pantalonunu giymiş beşerinin koridorlarından birinde ağır çekimde süzülerek yürüdüğünü göreceğim, "ben geldim, ben oldum" diyeceğim diye hayal ettim. Bir Golden daha sarıyorum. Otur koy kafanı dizlerinin arasına Charlie, Hoca sen de voltaya devam. Foucault git yeni bi şarap aç "motor" demenle devam ediyoruz. Adorno da bırakmazdı, devam ederdi!

"Belki Radiohead..." hiç unutmadım hocam...